29 Nisan 2010 Perşembe

teyzemiz 5 çayına geldi

Teyzemiz beş çayına geldi. Bu bizim için bir olay hem de en güzelinden... Kolay olacak iş değil çünkü ayrı kıtalarda oturunca; Asya ve Avrupa ;))  Bir işi çıkmış ve son anda iptal olunca durmadık koştuk aldık geldik teyzemizi eve.. Birlikte mamalar yedik, sonra da bir çılgınlık yapıp onu evine götürelim dedik. Rüya abamıza süpriz yaptık. Bizi akşam akşam kapıda görünce çok şaşırdı. Ama çok çok da sevindi. Çınar'la abası bolca oynadılar, güldüleri her zamanki gibi Çınar abasını çok eğlendirdi. ;)
Çınar rahat rahat yiyebilsin diye, yer sofrasında piknik tarzı kahvaltı yaptık :))
Ertesi gün Rüya abamızı okula bıraktıktan sonra Yıldız Parkına gittik. Ucundan da olsa lalerli yakalık. Çoğu solmuştu ama kalanlar kafidir dedik. Çınar top oyanadı, salıncağa ve kaydıra bindi. Koştu, çiçekleri kokladı. Hem gözümüz, hem gönlümüz doydu. Sevdiklerimiz ve baharla...

27 Nisan 2010 Salı

Zeynepler'deyiz...


Çok özledik arkadaşlarımızı... Bolca oynadık, coştuk, zıpladık, güldük, hamurla oynadık, yedik, içtik, konuştuk....
Ruçhan'ın bizim için hazırladığı faaliyeti yaptık. Minik eller çıkartmaları çıkardılar, gazoz kapaklarının içine yapıştırdılar. Sonrasında da birbirinden farklı ifadeler sahip kapakları ağız çubuklarına yapıştırdık. Eve gelince de duvarımıza astık. Çok renkli ve çok keyifli bir oyun günü daha geçirdik.

Dönüşte marketlere uğrayıp alışverişimizi yaptık. Tam eve gelirken Çınar uyudu. Uykusuna evde devam etti neyseki..

Bugün nihayet Çınar'ın odasına aynalarını ve hayvan figürlerini asabildik. Bir de yatak olayına karar verebilsem...

Artık burada bitiriyorum.. Bütün haftasonunun kayıtlarını eklemekten helak olmuş durumdayım zira.. Çınar'ı uyuturken uyuya kalan eşimcimi üç beş kez uyandırmaya çalışıp uyandıramamayı fırsat bildim. Bakalım uyanıp da House izleyebilecek miyiz?
Posted by Picasa

26 Nisan 2010 Pazartesi

Çınar ilk defa çikolata kaplı gofret yerse ;)


yorumsuz :))
Posted by Picasa

new suncatchers ;)

Yeni versiyonlarımızı yaptık bile... Bu sefer kitap ayraçları yaptık. Ama hepsini de Rüya ablasına yaptı Çınar. Bunu babana verelim diyorum, "ıı ıııı" diyor.. Çınar'ın balkondaki çiçeklerinden dökülen yaprakları kurutmuştuk. Onları koyduk yapışkan folyomuzun arasına. Süper oldu :)) Diğeri önceki yöntemden.
Bir diğer versiyonumuz ise tablemate olarak kullanılabilir, kıyarsak. Benim çok çoook öncelerden- takribi on yıl önce Alarko'nun Ortaköy'deki binasının bahçesinden toplayıp seminer kitabının arasına koyduğum yapraklardan. Bir de kasımpatı kimbilir nerelerden... Bu da çok güzel oldu. İçinde ne ararsanız var, incir yaprağından, çınar yaprağına, sarmaşık yaprağına ve niceleri...
Posted by Picasa

25 Nisan 2010 Pazar

dönüş vakti...


uzuuun bir dönüş yolculuğu geçirdik.... Gidişimiz çok rahat oldu ama dönüşümüz çok uzuuun oldu... Önce Bursa'dan 50km. öncesinde bir yol inşaatı yüzünden tek şerite düşen yolda bir saat kadar bekledik. Sonra da Yalovaya 18 km. kala yine başka bir yol çalışması yüzünden 3kmlik yolu 45 dakikada geçebildik. "Adda didiyos", "parka didices" diye diye başladık yola ancak. Addaya gidemeden Çınar gece uykusuna başladı. Gözünü açtığında ertesi sabah olmuştu. Neyseki yol boyunca hiç huysuzluk yapmadı Çınar. Ama biz bezdik.. Hemen hiç mola vermediğimiz halde altı saatlik yolu dokuz saatte alarak. Kısa tatillerin de bu zorluğu var işte naapalım...

Herşey için çok çok teşekkürler anneciğim ve babacığım..Ve bu kısa tatili yapabilmemizi sağlayan biricik eşime de teşekkürler... (Cevap hakkı doğdu; bi post da sen at bakalım;)bekliyorum.. )
Tekrar kavuşmak dileğiyle...
Sağlıcakla kalın...
Posted by Picasa

organik beslendik :)


Organik beslendik :) Arka bahçede otlayan ineklerin sütünden anneannemizin mayaladığı kaymaklı yoğurttan yedik. Dedemizin bize özel aldığı eriklerden ve çileklerden yedik. Süt kaymağı ile kahvaltı ettik. Anneannemizin ve dedemizin toplayıp yaptığı yeşil ve siyah zeytinlerden yedik. Dahasını anlatmayalım ayıp olur.... ;))
Posted by Picasa

24 Nisan 2010 Cumartesi

bisiklete bindik :)


Çınar, Salih dedesinin verdiği Atalay'ın eski bisikletine bindi. Birkaç santim daha uzun olsa boyu tekerlerini rahatça çevirebilecek. Bu yüzden çok yemesi lazım, büyümesi lazım... Tekrar gittiğimizde rahatça binebilsin diye... O da yetmedi Yusuf abisinin bisikletine de bindi.
Maalesef Yusuf abisi pedalları tersine çevirip olduğu yerde durmayı tercih etti. Biraz daha araştırması lazımmış. Geçen yaz tersine çevirdiği yetmemiş. ;) Umarız bu yaz doğru yönde çevirmeye ikna olur... ;))

Naz, Mustafa, Yusuf ve Çınar grup oldular.. Naz ablalık yaptı Çınar'a; pedalları nasıl çevirmesi gerektiğini gösterdi. Hatta bisikletin önünden tutup çekti Çınar'ı. ;) Mustafa da bir afacan abimiz ;) Bisikletle cambazlık yapmadığı kaldı bi tek.. Teyzesinin hazırladığı meyve tabağını evden sitenin ortasındaki alana kadar getirdi. Önce beraber yediler. Sonra baktı ki meyveler azalıyor, önce kuzeni Naz'a sen yeme dedi. Sonra diğerlerine.. Teyzesinden aldığımız istihbarata göre evde yemememiş meyveleri, ama iş arakadaşlarla paylaşmaya gelince lüpletti. ;)) Çocuklara meyve yedirmenin bir diğer yolu :)))

Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın kankalar...

Denize taş attık...

Bir önceki gün biz sahile inememiştik, Çınar uyuduğundan. Bugün durur muyuz? doğru sahile... Taş atmaya... nedense çok hoşuna gitti Çınar'ın taş atma olayı. Denize kadar yetiştiremediyse de çoğu taşları... Hatta birkaçını atayım derken boynuna düştü. ;)
Ama çok eğlendiler, çok güldüler... Zaten bu bebişler çok tatlılar, çok ballar...



Kozalak da toplayıp denize attılar.. Çınar ara ara edeyle kaybolup biryerlere gitti, başka dedeleri ziyaret etti...
Posted by Picasa

Nar ağacı narsız olur mu?

Çiçekler ve çimenler üzerine yayılmaca... Fidan dikmece... Toprakla oynamaca... Çiçek sulamaca... Yeni dikilen fidanı sulamaca....

Bahar coşkusuna katılamca, çocukları izlemece....
Posted by Picasa

BEÖ:Toprak-kum

Büyüyorum Eğleniyorum Öğreniyorum konusu açıklanmadan biz uygulamasını yapmışız. Baharın ilk günlerini ve balkonumuzu kullanabilmeyi fırsat görüp, fırsatı ganimet bilip Çınar'a kendi seçtiği çiçekleri almış, hergün sulamasını sağlamıştık. Ancak daha büyük bir fırsat bulduk. Altınoluk; bizim yeryüzündeki cennetimiz :))
Anneannemiz biz gelmeden çiçekler almış Çınar sulasın diye dikmiş. Suladık :)
Dedemiz sağolsun üzüm fidelerini dikmek için bizi beklemiş. Çınar ve Yusuf'la beraber fideler yerlerine dikildi. Üzerine toprak konuldu minik avuçlarla. Toprağın üstüne minik ayaklarla basıldı, fide dik durabilsin, destek alsın diye. Ve can suyu verildi fidelere..
Bu da yetmedi arka bahçeye geçildi. Nar ağacının yeri değiştirildi, güneşi daha çok görsün serpilsin diye.. Nar ağacının dibi kazıldı, köküyle yerinden çıkarıldı. Yeni yeri bel ile Çınar ve dedesinin ayaklarının da yardımıyla bellendi. Çukur açıldı. Nar fidanı dikkatle çukura yerleştirildi. Kovayla eski yerindeki topraktan taşındı. Yine minik avuçların da yardımıyla fidanın etrafı beslendi. Solucanlar izlendi.
Fidan dikim işlemi bir önceki şekilde olduğu gibi tamamlandı. Bu kez hortumla sulandı, dibi göl oluncaya kadar.
Ayrıca Çınar'ın çınar ağacı da sulandı. Ve nar ağacına da yeni bir sisim verildi Yusuf ağacı. Çınar'ın ağacı olur da yusuf'un olmaz mı? Hem orda kaldığı süre boyunca ağaçları Mustafa dede ile beraber sulayacaklar.



Posted by Picasa

23 Nisan 2010 Cuma

Altınoluk yolcuları....

 

Sabahın çok çok erken saatlerinde düştük yola. Çınar henüz uykudayken. Amacımız çocuklar uykudayken yolun büyük kısmını atlatmaktı ancak; Yusuf ve anneannesini almak için durduğumuzda Çınar bey de uyandı. Yusuf zaten uyanıkmış. Yaklaşık birbuçuk saatlik bir yükleme-yerleştirme-vedalaşma sonrasında kalan yolcularımızı da aldık. Neyse ki yolculuk korktuğumuz gibi zorlu geçmedi. Çınar etrafını izledi bol bol. Ağaç, ayaya(araba), otobüs, kamyon vs. , kuş, çiçek, inek, kuzu vs. gördü, gösterdi. Yusuf kitap okuttu bize bol bol, ve de bolca sohbet.. Birkaç mola, ve bolca da atıştırma ile öğleden sonra anneanne ve dedemize kavuştuk. Herkes bizi bekliyormuş. Çınar da fırsatları hiç kaçırmadı, hiç içeri girmedi. Anneannesi Çınar gelecek diye birsürü çiçek dikmiş. Çınar gelecek de sulayacak diye.. Çınar da suladı tabii. ve de en çok mor hercai menekşeyi beğendi. Hangisini beğendin dediğimizde "moy moy" diyerek.

Günbatımında terasta çayımızı içerken; Çınar'la Yusuf da dedesinin kurduğu çingene salıncağında sallandılar. Çınar uyudu, Yusuf ise çok uykusu olmasına rağmen otobüsle gelen dedesini karşılamaya gitmek istediğinden uyumamakta direndi. Dedeyi beklerken sahilde denize taş atmışlar..
Posted by Picasa

22 Nisan 2010 Perşembe

ilk mektubumuz geldi :))




İlk postamız 23 Nisan mektup arkadaşımız Sencer'den geldi. Yaptıkları Misketle boyama çalışmasını çok çok beğendim. İlk fırsatta biz de denemeliyiz. Hediyemizi hazırlayışlarını burada görmüştüm. Sonuç çok güzel olmuş. Ellerinize ve yüreğinize sağlık. Çok teşekkürler Sencer Efe ve Sebile.. İkizlerin Çocuk Bayramını da tüm kalbimle kutluyorum..
Bu vesileyle herkesin-büyüklerin ve de küçüklerin 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlarım.
Posted by Picasa

güneşi yakaladık ;)

Epeydir aklımdaydı bu window suncatcher(pencere güneşliği) denemesi. Nihayet malzemeleri getirebildik bir araya... Birçok versiyonu var, ilk denememizle karşınızdayız..
Malzemeler: kendinden yapışkanlı folyo (hani şu tezgahlara ya da yağ sıçramasını istemediğiniz yerlere yapıştırabildiğiniz kimi mermer görünümlü ya da desenli ya da bizimki gibi şeffaf olanlardan)
pullar, kelebekler, çiçekler, yıldızlar vs. süsleme elemanları
simler
Yapışkanlı folyomuzdan bir parça kestik, ikiye katladık. Bir yarısının kağıdını sıyırdık. Ve başladık pulları kelebekleri yerleştirmeye.. bu kısım çok hoşuna gitti Çınar'ın. Doldurdu da doldurdu, üstüste.. ;) Ardından biraz sim dökecektik. Ancak ben pembe simi açıp, tuzluk kapağını düzeltinceye kadar, Çınar Bey yeşil simi açıvermiş, olduğu gibi bir kutu sim döküldü çalışmamıza ve heryere..
Neyse diğer yarısının da kağıdını açıp, üstüne katladık. Malzemeler iki yağışkan yüzeyin arasında kaldı. Herşey sağlam yerli yerinde.
Böylece bol simli bir güneşliğimiz oldu. Diğer simlerden dökmedik tabi.. Pencere çok hoş duruyor, ancak fotoğrafta karanlık çıkıyor tabi.
Bitmiş hali bu şekilde.. İstenildiği takdirde daha büyük yapılıp tablemate olarak kullanılabilir. Kendine ait bir tablemate yapmış olur minikler.. Biz diğer süpriz versiyonlarından kitap ayracı yapmayı düşünüyoruz..
Keyifle kalın...
Posted by Picasa

21 Nisan 2010 Çarşamba

kahve ile boyama


Anne Köpük ile Pıtır kitabına bakarak bir ayı çizer. Aslında Köpük ile Pıtır beyaz kutup ayısıdır ama biz onları kahve ile kahverengiye boyayınca dağ ayısı olacaklar sanırım. Bir tabağa kahve konur. (Bir gece önce içtiğimiz filtre kahvenin kahvesini kurutup bu iş için özenle saklamıştım.) Ayıcığın üstüne yapıştırıcı sürülür. Sonra Çınar kahveyi minik tutamlar halinde bazen de avuçlarına doldurmaya çalışarak ayıcığın üstüne döker. İşte orda ayıcık, boyanmış gidiyor.. ;))
Evde çekilmiş kahve partikülleri dokunma duyularını geliştirmek için süper bir malzeme. Dolayısıyla istediği kadar oynamasına izin verdim. Toprakla oynama fırsatımız olamdı dilediğimizce, Altınoluk'a gittiğimizde bunu da gidereceğiz. Belki de bir kaç çiçek alır dikeriz. Cuma günü yolcuyuz, dönüşte yaptıklarımızı yazarız. Sağlıcakla kalın...
Posted by Picasa

19 Nisan 2010 Pazartesi

mektup arkadaşım

Montessori mail grubunda düzenlenen 23 Nisan mektup-resim arkadaşım olayına katıldık. Bütün hafta resimler yaptık çeşit çeşit.. en sonunda 3 tanesini seçip arkadaşlarımıza postaladık.
Postane çok ters bir yerde maalesef. Arabayı caddenin alt tarafında bir sokağa bıraktık. Zira çarşı içinde bir kez arabamı çekmişlerdi; ikincisinden çekinirim her zaman. 5 dakka demez kabak başıma patlar. Gözümün önünde götürmüşlerdi arabayı, biz de peşinden dolmuşla takip etmiştik. neyse... Çınar'la beraber gittik postaneye. Ama ne kalabalık, artık mektup gönderen de yok diyorlar ama bu kalabalık ne o zaman. Birtakım ödemeler de postaneden yapılabiliyor sanırım. Numaramatikten numara almadan posta kısmına gittik, numaramatik şimdi hatırlayamadığım başka işlemler içinmiş. Neyse sıra da yok dedim ama iadeli taahhütlü olacak mektuplar, iki tane küçücük kağıda isimleri adresleri doldur.3 çift eder 6 minik kağıt. Tabi upuzun adresleri 1,5cm.e 3 santimlik dikdörtgenin içine sığdırabilene aşkolsun. Umarım burdan okuyarak yerine ulaşmayacaktır mektup dedim. Tepki bile vermedi ilgili kişi. O kalabalığın içinde minicik boşlukları doldurmaya çalışmak yordu beni. Aslında Çınar'la beraber gittiğimiz için postayı verirken fotosunu çekecektim ama kalabalıktan yapamadım. Bir an önce çıkmaya çalıştık... Herşey ilerledi de bu posta olayı neden on sene belki de yirmi otuz sene öncesinin evraklarıyla iş örüyor? Aynı matbu formlar bildim bileli değişmemiş. Sonra da mektup tarihe karıştı derler. Karışır tabi.. insanlar kolaya ve özellikle de hızlı olana alıştı.

Arabamızın yanına döndüğümüzde top oynayan abiyle oynamadan ayrılamazdık tabi.. Oynadığımız halde ayrılmak mümkün olmadı üstelik...
Bu sokak çok güzeldi.. Leylaklar çiçek açmış, ve çok güzel kokuyor... Zonguldak'taki evimizde yatak odasının penceresinin önünde leylak ağacı vardı. Bahar her yerden taşardı.. şimdi baharın geldiğini görmek için biryerlere gitmemiz gerekiyor.. daha Emirgan'a da gidemedik laleleri görmeye.. neyse Altınoluk'ta bolca gideririz çiçek hasretimizi... kısmetse...
Bal oğlum, çok tatlısın çoook.....
Posted by Picasa

18 Nisan 2010 Pazar

çiçekler :))

kendime not: eggcarton flowers
bu çiçekleri çok sevdim. Artık(bilgisayarım çalındığından beri) bilgisayara fotoğraf kaydetmek de ilerde bulabilmek için pek güvenli gelmiyor bana. Dolayısıyla bağlantıyı kaybetmemek için bloga kayıt gönderiyorum. İlk fırsatta denenecek.

17 Nisan 2010 Cumartesi

Çınar'ın ilk resmi


Çınar'ın ilk resmi sanırım bu. Bu resmi yapışımız çok ilginç. Mektup arkadaşlarını Çınar'ın kafasında canlandırmadığım için Rüya abasına, Yusuf abisine, Mete dayısına, Oğuz dayısına mektuplar yazıyoruz. Herkese ayrı bir renk pastel kullandı Çınar. Hadi dayına öpücük gönder diyorum. B A diyerek karalama yapıyor. Ardından kendisi anneannesine, dedesine öpücükler ve sevgiler gönderdi.
B A olayı ise şöyle başladı: eyzemler gittiğimiz bir gün Rüya'nın okula gidişini anlattık ona. Okula gitti. Ders yapacak. A, B yazacak dedik. O gün bugündür abası okula gidiyor, ders yapıyor ve B A yazıyor. Hatta geçen hafta perde için ölçü almaya geldiklerinde kağıda ölçüleri yazan adam için işini yapıyor dedim. Çınar da "B A " yazıyor dedi.

Sonuç olarak bu resimdeki karalamalar Çınar'ın sevdiklerine yolladığı öpücükleri simgeliyor. Dolayısyla bu resmi mektup arkadaşlarımıza göndermekten vazgeçtim. ilk resim olarak saklayacağım.
Posted by Picasa