26 Şubat 2008 Salı

Sultanahmet gezimiz :)

Benim bir resim projem için annemle babamı da peşime taktım, Sultanahmet'in yolunu tuttuk. Annemler için de fırsat oldu çünkü senlerdir ikamet ettikleri İstanbul'da henüz görmedikleri yerleri gezdik. Gezilerimiz müzeler haftasında da devam edecek.
Alman Çeşmesi

Yerebatan Sarnıcı'nda ağlayan sütunun önünde





Sultanahmet Camii'nde




ısrarlarımıza dayanamayıp teyzem de bize katıldı.


Nuruosmaniye Camii



22 Şubat 2008 Cuma

söz verdiğim tarifler - Zeytinyağlı Bakla ve Mısır Çorbası

Zeytinyağlı Bakla:
1kg. bakla
1 kaşık un
zeytinyağı
1 soğan
dereotu

Öncelikle doğranmış soğanlar zeytinyağında unla birlikte kavrulur. Unun kokusu gidinceye kadar kavrtulması yeterli. Ayıklanıp, yıkanıp, ikiye bölünen baklalar eklenir. Bir taşım karıştırılır; yakmamaya dikkat edilerek bir, bir buçuk bardak su eklenir. Tencerenin ağzı kapanır ve kısık ateşte pişmeye bırakılır. Altını kapatmaya yakın, doğranmış dereotu eklenir. Soğuyunca yoğurt eşliğinde afiyetle yenir.

Mısır Çorbası:
1 bardak haşlanmış mısır
1 tane patates
1 bardak süt
1 kaşık un
muskat, tuz, sıvıyağ

Mısırın yarısını ve patatesi suda haşlayın. Blenderdan geçirin. Diğer tarafta bir kaşık sıvıyağda unu kavurun. Mısır ve patates püresini, sütü, kalan bütün mısırları üzerine ekleyin. kıvamına göre 2 ya da 3 bardak su ekleyin. Bir tutam rendelenmiş muskat katın. Kısık ateşte pişirin. Tabaklara alıp servis yaparken üzerine rendelenmiş kaşar ya da tuzsuz tel peynir ekleyebilirsiniz. Afiyet olsun.

21 Şubat 2008 Perşembe

bakla ile gelen bahar :)

Bir hafta kar yüzünden evde mahsur kaldıktan sonra bugün pazara gittim. Pazara girer girmez0 taze baklayı görünce ne çok sevindim. Bakla ve dereotu oracıkta pazar alışverişime eklendi. Eve gelir gelmez baklayı ayıklamaya koyuldum. Baklanın kokusu beni güzel bahar günlerine götürdü. Baklanın kokusu da mı olur demeyin. Hamileliğin de verdiği keskin koku duyusu ilk kez güzel bir şekilde kendini gösterdi. Aylardır ilk defa bir yemek kokusu midemi bulandırmadı. Yemek yapım süresince uzayan bir mutluluk sardı beni.

Bu bahar sevinci beni taa geçen sene Haziran başında yaptığımız Zonguldak kaçamağına kadar götürdü. Ve birden nerdeyse bir sene oluyor düşüncesi ile beraber zaman kaygısı girdi beynime...

Baklanın yanına bişey yapmak gerek derken derken sütlü mısır çorbası denedim. Çok da leziz oldu. Tarifler yarın...

kahvaltıda ne yesem?

Bu sabaha karşı çok acıktım ama kalkıp süt içmeye de üşendim. Uyuyunca geçer nasılsa diyerek dokuzbuçuğa kadar oyalandım. Kalktıktan sonra da en az bir saat ne yesem ne yesem diye dolandım durdum. Hergün peynir ekmek yemekten sıkıldım. Bunu bulamayanlar da var diyen sesleri duyuyorum ama nafile gel de bunu gezinip duran gönlüme anlat. Aslında bu biraz da iyiye işaret, yiyeceklerde göz ve gönül gezdirecek kadar iyileşmişim demek ki ;)


Sabah telefonlarımı kahvaltı öncesine aldım. Rüya'nin doğumgününü ilk kutlayanlardan olayım dedim. Selda benden önce kutlamış gerçi ama olsun. Rüya bana mazeret buldu. :) Tekrar doğum günün kutlu olsun Rüya'cığım!!!


Peynir ekmek yemekten sıkılan gönül ne yedi bu sabah dersiniz... Yine peynir ekmek tabii ki.. Ama şekil olarak farklı. Önce kahvaltı kabında bulunan çeşit çeşit peynirler rendelenip harmanlanır. Az evvel çekilen karabiberden eklenir, kekik de unutulmaz. Bunlar akşamdan makinada yapılmış ev ekmeği dilimlerinin üzerine sürülür.
İki dilim ekmek yeterlidir. Birine de değişiklik olsun diye annemin ev yapımı doğranmış domates konservesinden bir kaşık eklenir.

Sonra bunlar mikrodalganın ızgaralı kombi modunda 4 dakika pişirilir. 1 dakika da sadece ızgara modunda üzerleri kızartılır.
Veee taze sıkılmış portakal ve havuç suyu eşliğinde afiyetle yenir...

20 Şubat 2008 Çarşamba

Kedi - Charles Baudelaire

KEDİ

Gel, güzel kedim, aşkım kalbimin üzerine;
Pençelerini çek geri,
Bırak dalayım senin o güzel gözlerine,
Maden ve akik benzeri.

Ne vakit parmaklarım hafif hafif okşasa
Başınla kıvrak enseni,
Ve elim okşamanın zevkiyle sarhoş olsa
Ürperen bedenini,

Karım gelir aklıma. Seninkine benzeyen,
Soğuk ve derin bakışı,
Sevimli hayvan, bir iğne gibidir, delip geçen.

Böylece, baştan aşağı,
Tatlı bir hava sarar, tehlikeli bir koku,
Onun esmer vücudunu.

Çeviren: Ahmet Necdet

18 Şubat 2008 Pazartesi

Her yerde kar var...

Haftasonu kar yüzünden evde mahsur kalarak geçirdik. Aslında güzel de oldu. Cumartesi o karda kışta çalışan Dursun eve ancak 22:00 sularında gelebildi belki de daha geç hatırlamıyorum çünkü biz jenga oyunu ile haşır ve neşir olmuştuk fazlasıyla. Önce film izlemek istedik ama karın da verdiği rehavet ile uyumaya meyilli bedenlerimizi uykuya teslim etmeyelim dedik ve kendimizi oyuna verdik. Gece üçe kadar oyunları ard arda oynadık. Jenga ile başlayıp, boggle ve upwords ile devam ettik... Çok eğlendik... Ama fotoğraf çekmemişiz. Mete de kar muhalefeti ve geç saat olması nedeniyle bizde kaldı. (pek nadir olur da bu.. )



Gece sabah 11:00 de hazır olması için ayarladığımız ekmek makinesi sayesinde sabah ekmek kokuları ile uyanacaktık ki 10:20'de elektrikler kesildi. Ve kabarmaya başlayan ekmek elektrik kesintisinin yarım saat sürmesi sebebi ile söndü. Program da kesinti uzun sürdüğü için resetlenmiş tabii. Ekmeği kabı ile çıkarıp fırına sürdük bir umut pişer diye. Neyse ki güzelce pişti. Yanında çeşitli peynirler ve taze sıkılmış portakal, havuç, greyfurt, elma suları karışımıyla güzel bir kahvaltı yaptık...


Haftasonundan fotoğraf yok ama Pazartesi sabahı evin pencerelerinden çektiğim kar manzaraları karşınızda...